asimsirgilMerhum, çok kıymetli bir ağabeyim Mustafa Kıbrıslı Bey, bir keresinde hac yolculuğuna çıkacak birkaç dostunu, en ince teferruatına kadar yapmaları gereken vazifeleri sıraladıktan sonra:

“Hacılarımıza hayırlı yolculuklar dileriz. Yollarınız ak olsun. Yoldaşınız hak olsun. Hak teala farzı, vacibiyle vazifelerini ihlâsla yerine getirmek, iki cihan güneşi Sevgili Peygamberimize aşkile salâvatlar söylemek nasib eylesin”, diyerek uğurlamıştı.

Kendisi Kervancı mahlasıyla şiirler yazardı. Şiirleri fazla değildi. Genelde duygulandığı zamanlarda sanki gönlünden fışkırırdı. O gün bana son olarak kaleme aldığı bir şiirini vermiş ve büyük bir üzüntüyle de şöyle demişti:

“Ahmet Efendi! Dini vazifeler sıradanlaştırılıyor. Herkes müze ziyaretine gider gibi hacca gitmeye başladı. Kimisi de sanki bir alışveriş merkezine gider gibi gidiyor. Çok değil bundan otuz sene evvel hacca gidecekler önce akrabalarına, komşularına, dostlarına ve uzak yakın tanıdıklarına ziyafetler verirlerdi. Herkesten helallik alırlardı. Dualarını isterlerdi. Dargın oldukları ile barışırlardı. Gidip de dönmemek gelip de bulmamak var, derlerdi. Hacılıkları gerçek bir hacılık olurdu. Dönüşte de sanki bambaşka bir kimliğe bürünürlerdi. O kiminin hacı abisi, kiminin hacı amcası, kiminin hacı babası idi. Herkes onun hacı olduğunu bilir ve o da hacılığına uygun bir hayat sürmeye çalışırdı. O artık müşkilleri çözen, nasihatlerde bulunan ailenin, köyün veya mahallenin sözü geçeni idi. Şimdi ben nicelerini biliyorum kul hakkı içinde yüzüyorlar, kalp kırıyorlar, komşusunun ne halde olduğunu hatta kim olduğunu bilmiyorlar. Fakat neredeyse her sene hacca gitmeyi marifet sanıyorlar”.

 

     

ŞEHÂDET SANA YAKIŞTI

 

Mustafa olmuştu adın

İsmin sana yakışırdı

Kıbrıslıydı lakabın

Nâmın sana yakışırdı.

 

Türkün şanlı tarihini

Sultanını vezirini

Mescidini minberini

Bilmek sana yakışırdı.

 

Bir şeyi çok beğenirsen

Överidin şiirle hem

Kervancım diyen dilinden

Gazel sana yakışırdı.

 

Özlü hoş deyişlerinle

Kıt'alar beyitlerinle

İhlas ve samimiyetle

Sohbet sana yakışırdı.

 

Battaniye minderlerin

Üşütmeyin derdin hemin

Ahvalini her bir kesin

Sormak sana yakışırdı.

 

Tatlısından tuzlusundan

Ne var ise unlusundan

Etlisinden otlusundan

Yemek sana yakışırdı.

 

Konuşurken her konuda

Neler vardı ah arada

Üç mevzuyu aynı anda

İkram sana yakışırdı.

 

Anlatsaydın hoş bir fıkra

Atardın tatlı kahkafa

Verirdin kalblere safâ

Gülmek sana yakışırdı.

 

Yok mu sual soran derdin

Dinleyip izah ederdin

Herkes olurdu mutmain

Cevap sana yakışırdı.

 

Söz açılsa bir bid'atden

Celallenirdin aniden

İri kara gözlerinden

Hiddet sana yakışırdı.

 

Alık söze yavan işe

Dayanamazdın saniye

Söylenirdin biteviye

Sitem sana yakışırdı.

 

Börek çörek çorba bile

Verilirdi elden ele

Her ikramı öncelikle

Tatmak sana yakışırdı.

 

Hizmet sunan ev halkına

Kavim kardaş her bir cana

Nebi Sıddık yârlarına

Dua sana yakışırdı.

 

Özbeğine Kazağına

Türkmenine Kırgızına

Oniki Oğuz boyuna

Selam sana yakışırdı.

 

Türkmenvari kalpağınla

Hakanvari kaftanınla

Vakarınla tevazunla

Gezmek sana yakışırdı.

 

Kim tanıdı ise seni

Bahtiyar bildi kendini

Engin bilgi hazineni

Saçmak sana yakışırdı.

 

Vasıfların gelmez dile

Sevdalıydın sen güzele

Büyükleri her mecliste

Övmek sana yakışırdı.

 

Çabuk geldi acı haber

Öksüz kaldı nice erler

Hep yârân oldu seferber

Dîvan sana yakışırdı

 

Her bir şeyin adı kaldı

Ağzımızda tadı kaldı

Artık bize yâdı kaldı

Şehâdet sana yakıştı.

 

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil