ibrahimpazanSöze “Yıl 1974” diye giriyor “Hemşehri ziyareti için Ekmekçizade Ahmed Paşa Yurduna uğramıştım, Vefa’ya ... Yurt dediğin bir medrese eskisi, ortada genişçe bir avlu, dört tarafta revaklar. Vakit girdi, namaz kılındı, Kur’an-ı kerim okundu. Esmerce, güleç yüzlü bir genç rahleyi önüne çekti, nasıl bir sohbet ama... Tasvirleri canlı, üslubu heyecanlı, sesi kubbede çınlamakta. Bir şeyler öğretebilmek için çırpınıyor adeta... Sordum kim bu?

Mustafa Abi dediler... Kıbrıslı Mustafa!

Aynı zamanda yurdun mutfağına bakıyormuş, işini ciddiye aldığı belli... Hiç unutmam fırında palamut yaptırmış ki böylesi değme restoranlarda bulunmaz. O gün Ganalı bir misafire (Ebubekir Bey) üzüm yemesini öğretmişti. Diyeceksiniz üzüm yemenin de nesi var? Dinleseniz öyle demezdiniz ama...

İTÜ’yü kazanınca İstanbullu oldum ve muhabbetimiz arttı. Bir kere Türk diline ve lehçelerine çok vakıftı, Türkmen’le Türkmen olur, Kazakla Kazak. Kelimelerin köklerine girer, bilmece gibi çözer, ufkumuzu açar.

Sanırım Arabisi de vardı. Farisi bilmem dese de inanma. Bir gün yeri geldi “An ki sıransa kuned rube mizaç, İhtiyacest, ihtiyacest, ihtiyaç!” (Nedir aslanları tilki yapan mizaç? İhtiyaçtır, ihtiyaçtır, ihtiyaç!) beytini gediğine oturtuverdi zira...

CEVİZLİ ŞİFRELER

O gün Cevizlibağ’dan geçiyoruz, sordu “Burada Kosovalılar mı oturuyor acaba?”

- Abi ne alaka?

- Koshelvadan hatırla, kos ceviz değil mi? Kosu bulduktan sonra gerisi kolay, ha bağ olmuş, ha ova!

Sohbetlerinde gençleri hoş tutar, yayılana bayılana karışmaz. Diz üstü oturmak için kendinizi zorlamayın der aklınız ayaklarınızda kalır sonra.

Dostluğu sağlamdır, vefalıdır. Diyelim bir gerginlik yaşandı, önce o özür diler, gönlünüzü almaya bakar.

Astragan kalpak giyer, bu onu daha da heybetli yapar. Otağını genelde Zeytinburnu’na kurar. Ata yurt muhacirleri alacaklı gibi kapısını çalar. Burs isteyenler, kursa yazılanlar... Çoğunun vatandaşlık meselesi vardır, ki işin Ankara ayağı hayli yorar.

Diyelim, Balkanlardan beş on genç gelecek, onları karşılar, ağırlar. Boşnakça, Arnavutça bilen hafızlar bulur, temel bilgilerle donatır, hediyelere boğar, yollar yurduna. 

Birisi evlenecek, “haydi arkadaşlar bir kampanya!” Hasta ziyaretleri, cenazeler... Cüz dağıtır, hatim toplar. Birilerine yardımcı olmaktan büyük haz duyar.

“BUĞD-I FİLLAH”

İngilizlerden hiç hoşlanmazdı. Şarkıcı Lord Melody (Fitzroy Alexander) tarafından seslendirilen anonim ezgiyi tercüme etmişti bana...

“Shame and scandal in the family” cümlesi ile başlayan parçada şöyle bir hikaye anlatılır: Evin oğlu evlenme çağına gelir. Bir kız bulur. Babası “onu alma” der. Niye? Bu kız senin kardeşindir aslında. Annen bilmez ama... Bir başka kız bulur. Babası, “sana yine hayır demek zorundayım evlad” der, “Bu kız da kardeşindir, annen bilmez ama...” 

Üçüncü tekrarda oğlan kızar, durumu annesine açar. Kadın bir kahkaha atar “ayol bu herif salak” der “seni kendi oğlu sanıyor!”

Defalarca sohbetine katıl tek tekrar duyamazsın. Halbuki hatiplerin joker konuşmaları olur, değişik mekanlarda başa sararlar. Gençler tekrara düşenden hazzetmez, bir çırpıda siler atarlar. Duygusaldır da... Bazen dolar taşar, oturup beş dakikada şiir yazar. Tasnife üşenmese kırk kitabı olurdu inan.

ZENGİN BİRİKİM

İslam büyüklerine çok bağlıdır. Söz dinlemeyenlere pek kızar. “Seviyorum” diyen “ama” ilave etmemeli der. Muhabbete müdahene (gevşeklik) sığmaz.

İkna kabiliyeti büyüktür. Tarihçiye tarih anlatır, ziraatçiye ziraat. Uzay, atom, gen teknolojisi gibi detay konularda uzman ağırlar... Tam bir cemiyet insanı, girift mevzuları berraklaştırır, misallerle süslemeye bakar. Sanki manyetik alan, sohbetine oturan kalkamaz. 

Eğer siyasete soyunsa kesin bakandı, ticarete atılsa holdingleri olabilirdi pekala. Ama dünyalık kovalamadı. Bazen yemek götürürdüm gözleri parlar. Anlarım ki evde bir şey yok, ben de getirmesem aç yatacak.

Müminin üç alameti vardır buyrulmuş: İllet, gıllet, zillet. Evet illetliydi (hastaydı), gılletliydi (fukaraydı). Gurbette vefat etti, ki bu da büyük nimet.